Background
Buket Polatoglu

KOCAELİ-İZMİT İLAMSIZ İCRA AVUKATI

KOCAELİ-İZMİT İLAMSIZ İCRA AVUKATI

KOCAELİ-İZMİT İLAMSIZ İCRA AVUKATI

İLAMSIZ İCRA

               İcra ve iflas konusu hukukun en önemli konularındandır. Bu hukuk dalının en önemli hukuki kaynağı İcra İflas Kanunudur.

İlamsız icranın konusu para veya teminat alacağı olabilir. İlamsız icra sadece genel haciz yolu ile yapılacağı gibi kambiyo senetleriyle haciz veya iflas yolula takip yapılabilir. Ayrıca kanun kiralananın tahliyesi için ilamsız icra usulü öngörülmüştür.

İlamsız icra takibi yapılması için senet olmasına gerek yoktur. İlk olarak aşağıda genel haciz yoluyla takip anlatılacaktır.

GENEL HACİZ YOLUYLA TAKİP

               Genel haciz yoluyla takip yapılmak istendiğinde ilk aşama takip talebinin icra dairesine verilmesidir. Yetki konusunda hangi icra dairesine takip talebinin verileceği İcra İflas Kanununun 50. Maddesinde düzenlenmiştir.

Madde 50 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) Para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yetkiye dair hükümleri kıyas yolu ile tatbik olunur. Şu kadar ki, takibe esas olan akdin yapıldığı icra dairesi de takibe yetkilidir.

Yetki itirazı esas hakkındaki itirazla birlikte yapılır. İcra mahkemesi tarafından önce yetki meselesi tetkik ve kati surette karara raptolunur.

İki icra mahkemesi arasında yetki noktasından ihtilaf çıkarsa Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 25 inci maddesi hükmü tatbik olunur.

Bu çerçevede takip talebinin yetki bakımından incelenmesinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu kıyasen uygulanmalıdır. Ancak arada sözleşme varsa ayrıca icra dairesi de takibe yetkili kılınmıştır.

Takip talebinde bulunması gereken hususlar İcra İflas Kanununun 58. Maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre ilk olarak yapılan değişiklik ile takip talebi elektronik ortamda da yapılma imkanı verilmiştir. Takip talebi ile birlikte yatırılması gereken harçlar da peşin yatırılmalıdır. Bu tüm masraflarla birlikte alacak mutlaka TL cinsi olarak yazılmalıdır. Faiz talebi varsa da faiz talebi ve faizin oranı da belirtilecektir.  Tüm bu işlemler yapıldıktan sonra icra müdürlüğü ödeme emri düzenlemesi gerekmektedir. Takip talebi ayrıca zamanaşımı süresini de kesmektedir.

ÖDEME EMRİ

Ödeme emri İcra İflas Kanunu’nun 61. Maddesinde düzenlenmiştir. Takip talebinden sonra icra müdürlüğü 3 gün içinde ödeme emri düzenleyip ilgiliye tebliğ etmesi gerekir. Fakat 3 gün içinde yapılması zorunlu değildir. Düzenleyicidir. Fakat düzenleyici olsa da çok fazla süre içinde gönderilmiyorsa şikayet yoluna gidilebilir. Ödeme emrinin içinde olması gereken bilgilerin düzenlendiği kanun maddesi ise İcra İflas Kanunun 60. Maddesinde düzenlenmiştir. Bu çerçevede borçlu yedi gün içinde borcu ödeyebilir veya itiraz edebilir. Bu bakımdan sitemizde bulunan bir diğer makale olan İcra Takibine Karşı İtiraz Usulü bölümüne bakabilirsiniz. İtiraz edilmezse mal beyanında bulunulması gerekir. Eğer gerçeğe aykırı mal beyanında bulunulursa tazyik hapsi durumu meydana gelecektir.

Ödeme emrinin tebliğ edilmesi gereken kişilere değinilecek olursa birden fazla borçlu varsa her birine tebliğ edilmesi gerekir.

HACİZ

               Ödeme emri tebliğden sonra itiraz varsa itirazın kaldırılması sağlanırsa alacaklı açısından önünde engel kalmadığı için haciz aşamasına geçilebilecektir. Haciz tanım olarak; borçlunun haczedilebilir malları üzerine borca yetecek kadar kısmına hukuken el koyulmasıdır.

               Haciz için hak düşürücü süre söz konusudur. İcra İflas Kanunu’nun 78. Maddesi bu konuyu düzenlemiştir. Bu çerçeve de ödeme emrinin tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde haciz istenmesi gerekir. Fakat bazı durumlar da zamanaşımı süresi durmaktadır.

               Haciz yapılması usulü ise alacaklının talebi üzerine 3 gün içinde icra dairesi haczi yapması gerekir. Fakat bu düzenleyici bir hükümdür.

               Haczi yapacak icra dairesi ise haciz yapılacak mallar nerede ise oradaki icra dairesi yapacaktır. Bu bakımdan istanebe olacaktır. Fakat araç, taşınmaz gibi haczi yapılması istenen mallar için takibin başladığı icra dairesi ilgili kuruma yazarak haczi sağlayacaktır.

               Haciz işlemindeki en önemli konu ise tutanaktır. Tutanağı icra müdürü yazacaktır. Tutanak sonraki aşamalarda delil olarak kullanabilecektir.

               Haciz yapılırken bazı malların haczi kabil değildir. Bu da İcra İflas Kanunu’nda ayrıca düzenlenmiştir. Bunun dışında icra müdürü takdir yetkisine sahiptir. Takip etmesi gereken bir sıra vardır. Amacı kanunun 85. maddesinin son fıkrası demektedir. Borçlunun alacaklının menfaatlerini dengede tutmak gerekir. Örneğin haciz işlemi yapılırken çekişmesiz malları haczetmesi gerekir. Önce çekişmesiz mallar haczedilecektir. Borçluya ait olduğu kesin olarak bilinen mallar haczedilecektir. En kolay paraya çevrilecek malları haczedecektir. Örnek verilecek olursa kıymetli madenler, para, kıymetli evrak olabilir. Halen borç varsa bu durumda taşınmazlara geçebilir. İlk olarak örneğin yazlık ev haczedilmesi gerekir. Halen borç karşılamazsa bu durumda çekişmeli malları haczeder. Haciz tutağına geçirilmesi zorunludur, borçlunun veya üçüncü kişinin itirazlarını tutanağına geçirir. Alacaklı ve borçlunun menfaatlerini dengede tutmak bu bakımdan sağlanmaktadır.

               Tüm bu işlemler yapıldıktan sonra istihkak ve hacze iştirak konuları da bulunmaktadır. Bunlar da sitemizde bulunan Hacze İştirak Prosedürü ve İstihkak Davası konularında yazmış olduğumuz makalelere bakılabilir.

               Bu çerçevede son işlem olarak paraya çevirme usulü olacaktır.

PARAYA ÇEVİRME USULÜ

               Haciz gerçekleştikten sonra paraya çevrilme usulü gündeme gelecektir. Bu bakımdan taşınırlar için altı ay içinde taşınmaz içinde bir yıl içinde haczedilen malların paraya çevrilmesi istenmesi zorunludur. Bu sürelere uyulması gerekir. Uyulmazsa şayet haciz kalkmaktadır. Fakat takip devam eder. Masraflar yatırılırsa haciz tekrar istenebilir.

               Yetkili kurum ise takibin başlatıldığı icra dairesidir. Fakat paraya çevrilecek mal başka bir icra dairesinin yargı çevresinde bulunuyorsa bu işlem istinabe yoluyla o icra dairesi tarafından yapılacaktır.

               Paraya çevrilme istendikten sonra icra dairesi açık arttırma usulü ile malları satacaktır.

Emsal Yargıtay Kararı aşağıda bulunmaktadır:

YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ E. 2018/2609 K. 2018/8198 T. 18.10.2018 tarihli kararında:

ÖZET : Dava, ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.

Vefat eden dava dışı davacının murisi hakkında prim borcu sebebiyle icra takibine girişilip, ilgili ödeme emiri davacıya tebliğ edilmiş, davacı tarafından süresi içerisinde borçlu olmadığının tespiti ve ödeme emrinin iptali talebiyle eldeki dava açılmıştır. 6183 Sayılı Kanun'un 55. maddesi kapsamında davacı adına düzenlenmiş ve 58. madde uyarınca tebliğ edilmiş bir ödeme emrinin ya da başlatılmış bir icra takibinin bulunmaması, yapılan bu tebliğatın ödeme emri niteliğinde olmayıp borç bildirim yazısından ibaret bulunması ve davacının dava açmada hukuki yararı bulunması karşısında, davanın menfi tespit davası olarak kabul edilip esastan karara bağlanması gerekirken, husumet yokluğundan reddine hükmedilmesi isabetsizdir.

DAVA : Dava, ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulüne, kararın kaldırılmasına ve davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir.

... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

KARAR : I- ) İSTEM:

Davacı vekili, davacı aleyhinde 1999 yılında vefat eden babası adına 1996/08 yılına ait prim borcu sebebiyle Kurum tarafından ödeme emri düzenlendiğini ve kendisine tebliğ edildiğini, bu ödeme emrini mirasçı olarak kabul etmemesine rağmen zamanaşımı definde bulunduğunu belirterek ödeme emri'nin zamanaşımı sebebiyle iptali'ne, müteveffanın ve kendilerinin borçlu olmadığının tesbitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II- CEVAP:

Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı adına ödeme emri düzenlenmediğini, husumet sebebiyle davanın reddedilmesi gerektiğini, zamanaşımının söz konusu olamayacağını belirterek davanın reddini istemektedir.

III- MAHKEME KARARI:

A- ) İLK DERECE MAHKEME KARARI

Mahkemece yapılan yargılama sonunda, zamanaşımı gerçekleştiği gerekçesiyle "Davanın kabulüne, 2016/061537 takip numaralı ödeme emrinin iptaline, müteveffa ... 'nin borçlu olmadığının tespitine" karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davalı Kurum vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının adına düzenlenmiş ödeme emri olmadığından davayı açma ehliyetinin bulunmadığını, davanın öncelikle husumet yokluğu sebebiyle reddi gerektiğini, davaya konu takipte zaman aşımı bulunmadığını, kurum işlemlerinde hata olmadığını davanın yersiz açıldığını, yerel mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu belirterek, kaldırılmasını istemiştir.

B- ) BAM KARARI

Davaya konu edilen ödeme emri ... adına çıkarılmış olduğundan davacının işbu davayı açmakta taraf sıfatına haiz olmadığından davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan, davalının istinaf talebinin kabul edilerek, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve dosyada mevcut delillerin hüküm kurmak için yeterli olduğundan delil toplanmasına ve duruşma açılmasına gerek olmadığı gerekçesiyle davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir.

IV- TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:

Davacı vekilince, babasının mirasçısı olduğunu bizzat sorumlu olduğunu, borca itiraz etmekle hukuki yararı ve taraf sıfatının bulunduğunu, yapılan takipte icra tehdidi altında olduğunu, husumet yokluğu kararı hatalı olduğunu kararın bozulmasını istemiştir.

V- ) İLGİLİ HUKUK KURALLARI :

6183 Sayılı Kanun'un “Ödeme emri” başlıklı 55. maddesinin ilk fıkrasında; kamu alacağını vadesinde ödemeyenlere, yedi gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları gereğinin bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı; “Ödeme emrine itiraz” başlığını taşıyan 58. maddesinin birinci fıkrasında; kendisine ödeme emri tebliğ olunan kişinin, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde itirazda bulunabileceği belirtilmiştir.

VI- ESASIN İNCELENMESİ :

Borçlunun, hakkında henüz icra takibi başlamadan önce de yapılabilecek olası bir takibi düşünerek, kendisini bir borçla tehdit eden kimseye karşı “böyle bir borcu bulunmadığının saptanması” için dahi menfi tespit davası açabileceği kabul edilmişken, hakkında yürümekte olan bir icra takibine muhattap olan davacının bu davayı açmasında hukuki yararının bulunduğundan hiç kuşku olmadığı gibi, böyle bir davayı açmasına da hiçbir hukuki engel bulunmamaktadır.” ( HGK 18.01.2012 tarih, 2012/19-622-9 )

Kurumun davacıyı borçlu olarak görmesi, davacının aleyhine takip yapılacaklardan olması, adına ve adresine tebligat çıkarılması nedenleriyle davacı, takip tazyiki altında olduğundan menfi tespit davası açmada hukuki yararı vardır. Çünkü takip kesinleştiğinde, haciz tatbiki ile karşı karşıya kalacaktır.

Somut olayda; 25.03.1999 tarihinde vefat eden dava dışı davacının murisi ( babası ) ... hakkında 1996/08 dönemine dair prim borcu sebebiyle 2016/61537 takip no'lu dosya ile icra takibine girişilip, ilgili ödeme emiri 03.06.2016 tarihinde davacıya tebliğ edilmiş, davacı tarafından süresi içerisinde borçlu olmadığının tespiti ve ödeme emrinin iptali talebiyle elde dava açılmıştır. 6183 Sayılı Kanun'un 55. maddesi kapsamında davacı adına düzenlenmiş ve anılan Kanun'un 58. maddesi uyarınca tebliğ edilmiş bir ödemeemrinin ya da başlatılmış bir icra takibinin bulunmaması, yapılan bu tebliğatın ödeme emri niteliğinde olmayıp borç bildirim yazısından ibaret bulunması ve davacının dava açmada hukuki yararı bulunması karşısında, davanın menfi tespit davası olarak kabul edilip esastan karara bağlanması gerekirken, yazılı biçimde husumet yokluğundan reddine hükmedilmesi isabetsiz bulunmuştur.

Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Bölge Adliye Mahkemesi 10. Dairesi kararının HMK'nın 373/1 maddesi gereğince BOZULMASINA, dosyanın BAM'a gönderilmesine, temyiz harcının istenmesi halinde davacıya iadesine, 18.10.2018 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

İLETİŞİM

Kocaeli-İzmit’te bulunan Polatoğlu Hukuk Bürosu olarak:

-Takip talebinin istenmesi

-Ödeme emrinin tebliğinin takibi

-Haciz işlemlerinin yapılması

-Menfi tespit davasının açılması ve takibi

-Ödeme emrine itiraz edilmesi

-İstirdat davasının açılması ve takibi

-İstihkak davasının açılması ve takibi

-Hacze iştirak usulünün takibi

-Paraya çevirme işlemlerinin yapılması

gibi işlemlerinin yapılması  uzman kadromuzla yapılmaktadır. Kocaeli-İzmit ve Türkiye’de müvekkillerimize Polatoğlu Hukuk Bürosu olarak hizmet etmekteyiz. İcra hukuku konusunda daha detaylı bilgi almak için iletişim bölümümüzden bizimle irtibata geçebilirsiniz.